Kayıtlar

tarihi olay etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ANTİK MISIRIN ÖLÜM SONRASI HİZMETKARLARI

Resim
 Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defterin bu sayfasında "Ölümden sonra ki hizmetkarları" tabi ki Mısır uygarlığına göre  inceleyeceğiz. Dilerseniz başlayalım... Ey Ushabti, eğer çağrılırsan veya ölüler diyarında yapılması gereken herhangi bir işi yapmak için görevlendirilirsen ‘İşte buradayım’ diyeceksin. Antik Mısır hükümdarlarının ölümlerinden sonra hizmetkarlarının kurban edilerek onlarla birlikte gömülmesi, yaygın ama gerçeği tam olarak yansıtmayan bir bilgidir. Bu eksik ve hatalı bilginin popülerliğini Hollywood etkisi olarak açıklayabiliriz sanırım. Mısır bilimciler, Birinci Sülale döneminde hizmetkarların gömülmesi gibi bir uygulamaya dair spekülasyonlar bulunduğu ancak o zaman dahi bunun istisnai bir işlem olduğu konusunda hemfikirler. Ancak Mısır inanışlarında zengin ve önemli insanlara öte dünyada hizmet edilebilmesi için daha ilgi çekici başka bir yol var; hizmetkar heykelcik Ushabti. Eğer dünyanın çeşitli müzelerini gezme fırsatınız...

RÖNESANS

Resim
 Herkese merhaba sevgili kırmızı defter okuyucuları. Kırmızı defterin bu sayfasında sizler ile avrupanın uzun uğraşlar sonunda bilim, sanat ve kültüre nasıl ulaştığına mercek tutacağız. Dilerseniz başlayalım. Bilgeliğin ve insan düşüncesinin ön planda tutulmasıyla dünya kendini yeni bir olaya hazırlıyordu. Matbaanın  yayılması ile birlikte ülkedeki okur, yazar sayısı artmış ve birçok yabancı eserlerden yapılan çevirilerle halkın okuması desteklenmiştir. Bu dönemin başlamasına neden olan en büyük avantajlardan birisi de, Avrupa’nın sosyal ve ekonomik açıdan bir anda büyümeye başlamasıdır. Avrupa’nın cehalet ve gericiliğinin son bulduğu dönem olmuştur. Peki, İtalya’da başlayan bu dönem nasıl oldu da diğer Avrupa ülkelerine kısa sürede yayıldığına dair soruların kafanızda dolaştığını hissediyor ve hemen cevaplıyoruz efendim.  Bu dönemde tüccarlar zekalarını kullanarak birçok ülkeyi araştırmış ve hangi ülkenin neyi çok sevdiğini, hangi milletin en çok nelere ihtiyacı olduğunu...

TEK TUŞLUK SAVAŞ

Resim
Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Sizleri “Kırmızı Defterin” bu sayfasında "Atom Bombasından" bahsedeceğim. Dünyada büyük felaketlere, toplu ölümlere neden olmuş olan Atom Bombası dünyada ki bir çok insan için "felaket" niteliği taşısa da özellikle dünya tarihini değiştirmesi ayrıca bilim alanında da çığır açması sonucunda maalesef ki önem arz etmektedir. Atom bombasının yapılması iki günlük bir olay değildir. Uzun yıllar üzerinde çalışılması ve belli bir sermayenin sonucunda olmuştur. 1942 yılında ABD’de önce uranyumu zenginleştirmek amacıyla tesisler kurulmuştur. Daha sonrasında ise Julius Robert Oppenheimer tarafından (1945 yılında) New Mexico eyaletinin Los Amalos şehrinde kurulan bomba yapım merkezinde üretilen atom bombası, Oppenheimer ve 5700 kişilik dev ordusunun en büyük buluşu ve en korkunç silahı olmuştur. Sizlere atom bombasının bilimsel oluşumlarını ya da hangi kimyasal reaksiyonlar neticesinde geliştiğini ayrıntılı olarak anlatma...

EBU SİMBEL TAPINAĞI

Resim
  Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları.  “Kırmızı Defterin” bu sayfasında sizler ile geçmişten günümüze Ebu Simbel tapınağını inceleyeceğiz. Dilerseniz başlayalım... Antik dönemden günümüze kadar sapa sağlam  gelen Abu Simbel tapınağı II. Ramses döneminde dağların içi oyularak yapılan bu tapınak; tam 20 yılda son halini almıştır. II. Ramses'in kendine olan hayranlığını bilmeyeniniz yoktur. Bu tapınakta da bizleri yanıltmamış, giriş kapısına devasa boyutlarda dört tane Ramses heykeli yaptırmıştır. Peki burayı nasıl bulmuştur? II. Ramses, Nubya bölgesinde ki isyanların durdurulamaması sonucunda kendisi gitmek istemiş yolda ise (nedendir bilinmez) bir fili takip ederek Simber'e ulaşmıştır. Bölgeyi çok beğenen II. Ramses buraya tapınak yaptırmak için hemen işe koyulmuştur. Asıl amacı düşmanlara kendisinin ne kadar büyük olduğunu göstermek ve  kapısında bulunan dört heykelle "doğu-batı kuzey-güney de (her yerde) kendisinin olduğu" imajı vermektedir. Roma...

RESİMLERİN ALEGORİSİ OTOPORTRE

Resim
Herkese merhaba sevgili kırmızı defter okuyucuları. Kırmızı defterin bu sayfasında sizleri özel bir yolculuğa götüreceğiz. Resmin Alegorisi Olarak Otoportre (Self-Portrait as the Allegory of Painting) 1593 yılında bugün, en iyi İtalyan Barok ressamlarından biri olan Artemisia Gentileschi Roma'da doğdu. Gentileschi'nin babası Orazio, tanınmış bir ressamdı ve Artemisia, eserler üretmeden önce birkaç yıl babasının atölyesinde eğitim gördü. 1610'larda, atölyenin biraz daha yaşlı bir üyesi olan Agostino Tassi tarafından tecavüze uğradı. Bu olay, hayatının geri kalanını etkiledi ve Yudit Holofernes’i Katlederken ve Vaftizci Yahya'nın Başıyla Salome gibi ''Kadınların Gücü'' temalı konuları eserlerinde işledi. Artemisia özgürlüğüne düşkün bir kadındı ve üretken bir ressamdı.Bu eserinde kendini bir resim alegorisi olarak resmetti. Cesare Ripa'nın eserlerinden, özellikle de erdemlerin ve soyut kavramların insan nitelikleri ve görünümleriyle nasıl tasvir edilme...

BİLİMİN PARA KAZANDIRDIĞI İLK KADIN

Resim
Herkese merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri kadınların çalışarak para kazanmasının neredeyse imkansız olduğu bir dönemde Zekası ve yeteneği sayesinde erkeklere kafa tutan bir kadını anlatacağız. İsterseniz başlayalım. CAROLİNE HERSCHEL (1750-1848) Almanya kökenli bir gökbilimcidir. Caroline’nin yaşadığı dönemde kadınların bırakın bilim,sanat,felsefe ile uğraşması kamusal alanda görülmesi dahi hoş karşılanmazdı. Fakat Caroline’nin gök yüzüne olan ilgisi klasik Alman normlarını yıktı ve onu dünyanın tanımasına neden oldu. Caroline’in ağabeyi de tıpkı kendisi gibi bir gökbilimcidir lakin “ağabeyinin cinsiyeti” yüzünden Carolin’in başarılarından çok ağabeyinin başarıları göz önüne getirilir. Caroline küçük yaşlarında döneminin en kötü hastalığı olarak bilinen “tifüse” yakalanmış, hastalığı kısa sürede boy, kilo ve göz bölgesinde gözle görülebilir hasarlar bırakmıştır. Carolin’in annesi kız çocuklarının okumayasınız savunan bir kişilikmiş v...

MİCHELANGELO'NUN DAVUT'U

Resim
  Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Sizleri “Kırmızı Defterin” bu sayfasında sizler ile dünya tarihini en önemli eserlerinden biri olan Davut heykeline yakından bir göz atacağız. Dilerseniz başlayalım... 1504 yılında Michelangelo  tarafından Davut heykeli; bir peygamber ve İsrail kralı olan Davut'u simgelemektedir. Davut Kudüs'te doğmuş, önce peygamber sonra da kral olmak için zorlu yollardan geçmiştir. İsrailoğllarına kral olan Davut, ibadeti bütün, oldukça savaşçı ve güzel sesli bir kimseymiş. Savaşmadığı zamanlarda halkı ile demircilik ve çobanlık yaparmış. Dini boyutunu bir kenara bırakırsak hikayelere ve rivayetlere göre Davut çok heybetli ve güçlü biriymiş. Yaşadığı coğrafya ve çevresinde ki insanlara yardımda bulunurmuş.  Şaul adlı bir lider ( Şaul ile alakalı daha detaylı bilgi isterseniz Instagram, Twitter ve Yorumlar kısmından bize ulaşabilir, bir sonra ki yazıyı siz belirleyebilirsiniz... ) Filistin haklına karşı büyük bir savaş açmıştır...

ANTİK ÇAĞLARDA MODA

Resim
Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Sizleri “Kırmızı Defterin” bu sayfasında Havva ve Ademin dünyaya gönderişlerinden ve kendilerine (rivayetlere göre)  yapraklarla kıyafet yapmalarından sonra ki kabul edilen ve bulunan ilk kıyafetlere modanın ilk doğuşuna antik çağlara götüreceğim.  Daha öncesinden aşina olduğunuz tarihi kıyafetler serisinin( "Japon halklarının geleneksel kıyafetleri" ) devamına bakacağız bu gün. Devamı diyorum ama kıyafetlerimizin atası sayılacak kadar eski olan antik çağlarda kullanılan kıyafet ve türevlerinin arkeologlar tarafından bulunması ve uzunca araştırmalar sonucunda da antikçağlardan günümüze kadar kaldığını görmekteyiz. Biraz sonra okuyacağınız ve göreceğiniz bu kıyafetler dünyanın ilk kıyafetleri olarak tarihin sayfalarında geçmiş, kumaşları, işlemeleri, yapılışları ise bir sır olarak kalmıştır. MÖ.2800 yılından kaldığı düşünülen bu kıyafet; Kahire'nin güneyinde bulunan Antik Mısır mezarları içerisinde "Tarkan"...

İNCİ GİBİ DEĞİL SİMSİYAH DİŞLER

Resim
Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Sizleri “Kırmızı Defterin” bu sayfasında güzellik kavramlarını biraz değiştireceğimiz bir konuya değineceğiz. İsterseniz başlayalım... Günümüzde gülümsemek ne kadar önemliyse tarihi dönemlerde de o kadar önemliydi. İnsanlar gülümseyince dişlerinin inci gibi görünmesini ister hatta bu konuda bazen profesyonel destek dahi alırlar. Fakat geçmişte bu durum biraz farklıdır. Başta Japonya olmak üzere Pasifik Adaları, Güney Amerika ve Uzakdoğu Asya gibi ülkelerde diş beyazlığı pek de hoş karşılanmazmış. Bu konuda çok çaba harcayan Japon insanları sonunda Ohaguro adını verdikleri bir teknik geliştirmişler. Bu teknik ile siyah bir madde ile dişlerini boyuyorlarmış, peki neden? Sorumuzun cevabı aslında oldukça basittir; daha çekici bir gülüşe sahip olmak manzaralarının (yüzden kastedilmektedir) bozulmamasıdır.19. yy sonlarına kadar kullanılan siyah diş normal güzellik algılarına uymasa da kadın erkek fark etmeksizin çok sık kullanıyormuş....

Sokrates ve Felsefe

Resim
Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri biraz düşünmeye biraz da geçmişe götüreceğiz. Dilerseniz başlayım… Sokrates karşısına çıkan devlet adamı, şair, esnaf gibi bilgili kişilerle ahlak, din, siyaset ve çeşitli konularda tartışmaya girip onları sorgulamaya başlar. Tartışmalar sonucunda muhataplarının sorulara bir cevabının olmaması ve halkın önünde küçük duruma düşmeleri onları sinirlendirir. Gençlerin oldukça ilgi gösterdiği bu tartışmalar sonucunda bilgi sahibi olduğu düşünülen insanların otoritesi sarsılınca Sokrates’in de düşmanları artmaya başlar ve Atina’nın toplumsal düzenini bozmak, dinsiz olmak ve gençleri yoldan çıkarmak gibi sebeplerle mahkemeye verilir. Mahkeme tarafından da suçlu bulunan Sokrates, felsefe üzerine sorgulamalarına devam edeceğini dile getirir, düşüncelerinden vazgeçmeyi kabul etmez ve şehirden uzaklaşmayı reddeder. Bunun üzerine kendisinden cezasını seçmesi istenir ve Sokrates baldıran zehri içerek ölme...

Goethe ve Renk Kuramı

Resim
Herkese merhaba sevgili kırmızı defter okuyucuları. Kırmızı defterin bu sayfasında sizleri renkli bir o kadar da eski bir bilgi yumağına Goethe ve Renk Kuramına götüreceğiz isterseniz başlayalım... Dünyayı anlamlandırmamızda bize yol gösterici olan renkler hakkında birçok bilimsel araştırma yürütülmüştür. En yaygın kabul Newton’un Renk Teorisi olsa da renklerin psikolojik anlamlarını inceleyen Goethe’nin Renk Kuramı da oldukça önemlidir.Isaac Newton ışık üzerinde yaptığı deneylerle kırmızı, turuncu, mavi, lacivert ve mordan oluşan bir skala elde etmiştir. Bu teoriyi eleştiren isimlerden birisi Alman düşünür ve edebiyatçı Goethe’dir. Newton’un aksine Goethe 7 renk yerine sadece 2 ana renk olduğunu savunur. Bu ana renkler mavi ve sarıdır. Newton duruma matematiksel yaklaşarak renkleri beyazdan türetir ancak Goethe’ye göre renkler beyaz ve siyahın yani açık ve koyunun karşılaştığı yerde oluşur. Goethe renklerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini ve anlamlarını açıklayacak bir ren...

ERKEKLER DE TOPUKLU GİYER

Resim
Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Sizleri “Kırmızı Defterin” bu sayfasında özellikle erkek okurlarımın dikkatini çekeceğine inandığım bir konuya mercek tutmaya götüreceğim "erkek topuklu ayakkabılarına". Sizlere 17 . yy başlarında "güç ve prestij" desem akıllarınıza hemen erkekler gelir değil mi? Günümüzde her ne kadar kadınlar için üretilse de topuklu ayakkabılar 17.yy başlarında (olduğu tahmin ediliyor) özellikle Batılı devletlerin "güç ve prestij" için kullandıkları birer semboldü. Bu sembolize durum aslında bir ihtiyaçtan doğmuştur. İlk topuklu ayakkabılara duyulan ihtiyaç askerlerin ve devlet kademesinde görev yapan erkeklerin at binerken "pabuçlarının" çok fazla çamur olmasında ve bu çamuru saraya getirmelerinden doğmuştur. -Hatta günümüzün popüler topuklu çizmelerinden olan "kovboy çizmeleri" de ismini buradan almaktadır.-İşlevsel formunun (çamurdan korumak)çok işe yaraması sonucunda Avrupalı kralların da...

MAYA TAKVİMİ

Resim
Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. "Kırmızı Defterin" bu sayfasında sizleri günlerimizi, haftalarımızı, aylarımızı gördüğümüz ve planladığımız takvimin bir farklı haline hatta ilk hallerinden birine götüreceğiz sizleri. Dilerseniz başlayalım. Maya yazı sistemi, sözcüklere ve seslere denk gelen, glif adı verilen, sembollerden oluşuyordu. Bu yazı sistemi, kısa zamanda binalarda, dikili taşlarda, mimari eserlerde ve “kodeks” olarak adlandırılan kitaplarda kendine yer buldu.Maya takvimi ise karmaşık bir sistemdi. New Mexico Devlet Üniversitesi’nden Profesör Weldon Lamb, “Maya Takvimi: Aylar Kitabı” adlı eserinde, “1.700 yıl önce, günümüzde hala konuşulan üç Maya dilinin atası olan Ön-Ch’olan dilini konuşanlar 20 günlük 18 aydan ve fazladan 5 günden oluşan bir takvim geliştirdiler.” diye belirtiyor.Bu sistem, bilim insanlarının “uzun sayım” takvim dediği, farklı üniteler kullanarak, bir günden milyonlarca yıla kadar zamanı ölçebilen takvimi de barındırıyordu. ...

Hiyeroglif Alfabesinin Ve Rosetta Stone

Resim
Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri Hiyeroglif Alfabesinin Çözülüşünü ve bu çözüşün mimarı olan Rosetta Stone anlatacağız dilerseniz başlayalım... Reşid Taşı olarak da bilinen bu taş pek çok alanda anahtar görevi görür ve kültür, sanat, medeniyet ve düşünce alanında dünyayı ileriye götürür. En büyük göstergelerinden biri de Mısır Medeniyetine ait hiyeroglif alfabesinin gizemini çözmesidir. Mısır hiyeroglifi, kesin olmamakla birlikte MÖ 4000’de oluşturulmaya başlanır ve 3000 yıl boyunca kullanılmaya devam eder. Alfabe ne kadar uzun bir süre kullanılsa da politik ve dini nedenlerden dolayı kaybolur. İlerleyen zamanlarda hiyeroglifin resim türü mü yoksa yazı biçimi mi olduğu sorusu ile karşılaşılır fakat bu sorunun cevabı bulunamaz.İnsanlar 19.yüzyıla kadar bu sorularına yanıt alamazken, arayışları hep sürer. Kayıtlı ilk çalışma MS 5.yüzyılda Horapollo’nun Hieroglyphica’sıdır. Fakat bu eserde yüzyıllardır gelen bir yanlış düş...

Meteora Manastırı

Resim
Herkese merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri Meteora Manastırına kısa bir gezintiye götüreceğiz. Dilerseniz başlayalım... Meteora Manastırları  derken, öncelikle kelime kökenini inceleyelim. Meteora kelimesi, kelimenin tam manasıyla ”havada gezdirmek” anlamına gelmektedir. Ve elbette meteor kelimesini aklımıza getirir. Bu nadir, jeolojik fenomeni yaratan, doğanın gizemlerinden sadece bir tanesi ve pek çok teori vardır, ancak teori olarak kalmıştır ve hiçbiri kanıtlanmamıştır. Fakat, bu ne kadar şaşırtıcı bir doğa harikası, bu dev kayaların üstündeki binalar, bir insan harikası ve tıpkı mucizevi görünmesi ve Meteora’yı Yunanistan’da ziyaret edilecek en muhteşem yerlerden biri haline getirmesi kadar şaşırtıcı değil mi gerçekten. Meteora bölgesinin ilk sakinleri, 11. yüzyılda kayaların içindeki mağaralarda yaşayan keşişlerdi. Ancak Türk akınlarının Avrupa’ya yönelmesi ve karmaşa zamanlarında ortam daha belirsiz hale geld...