Kayıtlar

kırmızı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ANTİK MISIRIN ÖLÜM SONRASI HİZMETKARLARI

Resim
 Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defterin bu sayfasında "Ölümden sonra ki hizmetkarları" tabi ki Mısır uygarlığına göre  inceleyeceğiz. Dilerseniz başlayalım... Ey Ushabti, eğer çağrılırsan veya ölüler diyarında yapılması gereken herhangi bir işi yapmak için görevlendirilirsen ‘İşte buradayım’ diyeceksin. Antik Mısır hükümdarlarının ölümlerinden sonra hizmetkarlarının kurban edilerek onlarla birlikte gömülmesi, yaygın ama gerçeği tam olarak yansıtmayan bir bilgidir. Bu eksik ve hatalı bilginin popülerliğini Hollywood etkisi olarak açıklayabiliriz sanırım. Mısır bilimciler, Birinci Sülale döneminde hizmetkarların gömülmesi gibi bir uygulamaya dair spekülasyonlar bulunduğu ancak o zaman dahi bunun istisnai bir işlem olduğu konusunda hemfikirler. Ancak Mısır inanışlarında zengin ve önemli insanlara öte dünyada hizmet edilebilmesi için daha ilgi çekici başka bir yol var; hizmetkar heykelcik Ushabti. Eğer dünyanın çeşitli müzelerini gezme fırsatınız...

AVRUPANIN ESKİ ZENGİNLERİ

Resim
  Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları; Kırmızı Defterin bu sayfasında sizler ile  Orta Çağ Avrupasının en üst zümrelerinden biri olan Aristokratları ve biraz da burjuvaları konuşacağız, dilerseniz başlayalım. Orta Çağ Avrupa toplumu bildiğiniz gibi uzunca bir dönem karanlık yaşamış, bu karanlığı yine kendileri sonlardırmışlardır.  Bu son bildiğimiz gibi Avrupanın aydınlanmasına ve günümüz haline gelmesine neden olmuştur. İlk kez Atina devletlerinde karşımıza çıkan ve halkın en önemli kısımları olduklarını düşündüklerimiz Burjuvalar;  Avrupa toplumunun toplumsal statülerini şat o, köy sahibi olma gibi vasıfları vardır. Orta Çağ da günlük hayatın akışı şu zamandan çok farklı değildir. Ekonomi ile eş zamanlı ilerleyen sosyal hayat, klisenin müdaheleleri çerçevesinde burjuvalar için rahat geçmekteydi. Balolar, eğlenceler, felsefe toplulukları, çeşitli kıyafetler, sanat söyleşileri derken hayatları akıp gitmekteydi. Sevgili okurlarımız yanlış anlamayını...

MİCHELANGELO'NUN DAVUT'U

Resim
  Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Sizleri “Kırmızı Defterin” bu sayfasında sizler ile dünya tarihini en önemli eserlerinden biri olan Davut heykeline yakından bir göz atacağız. Dilerseniz başlayalım... 1504 yılında Michelangelo  tarafından Davut heykeli; bir peygamber ve İsrail kralı olan Davut'u simgelemektedir. Davut Kudüs'te doğmuş, önce peygamber sonra da kral olmak için zorlu yollardan geçmiştir. İsrailoğllarına kral olan Davut, ibadeti bütün, oldukça savaşçı ve güzel sesli bir kimseymiş. Savaşmadığı zamanlarda halkı ile demircilik ve çobanlık yaparmış. Dini boyutunu bir kenara bırakırsak hikayelere ve rivayetlere göre Davut çok heybetli ve güçlü biriymiş. Yaşadığı coğrafya ve çevresinde ki insanlara yardımda bulunurmuş.  Şaul adlı bir lider ( Şaul ile alakalı daha detaylı bilgi isterseniz Instagram, Twitter ve Yorumlar kısmından bize ulaşabilir, bir sonra ki yazıyı siz belirleyebilirsiniz... ) Filistin haklına karşı büyük bir savaş açmıştır...

Sokrates ve Felsefe

Resim
Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri biraz düşünmeye biraz da geçmişe götüreceğiz. Dilerseniz başlayım… Sokrates karşısına çıkan devlet adamı, şair, esnaf gibi bilgili kişilerle ahlak, din, siyaset ve çeşitli konularda tartışmaya girip onları sorgulamaya başlar. Tartışmalar sonucunda muhataplarının sorulara bir cevabının olmaması ve halkın önünde küçük duruma düşmeleri onları sinirlendirir. Gençlerin oldukça ilgi gösterdiği bu tartışmalar sonucunda bilgi sahibi olduğu düşünülen insanların otoritesi sarsılınca Sokrates’in de düşmanları artmaya başlar ve Atina’nın toplumsal düzenini bozmak, dinsiz olmak ve gençleri yoldan çıkarmak gibi sebeplerle mahkemeye verilir. Mahkeme tarafından da suçlu bulunan Sokrates, felsefe üzerine sorgulamalarına devam edeceğini dile getirir, düşüncelerinden vazgeçmeyi kabul etmez ve şehirden uzaklaşmayı reddeder. Bunun üzerine kendisinden cezasını seçmesi istenir ve Sokrates baldıran zehri içerek ölme...

ERKEKLER DE TOPUKLU GİYER

Resim
Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Sizleri “Kırmızı Defterin” bu sayfasında özellikle erkek okurlarımın dikkatini çekeceğine inandığım bir konuya mercek tutmaya götüreceğim "erkek topuklu ayakkabılarına". Sizlere 17 . yy başlarında "güç ve prestij" desem akıllarınıza hemen erkekler gelir değil mi? Günümüzde her ne kadar kadınlar için üretilse de topuklu ayakkabılar 17.yy başlarında (olduğu tahmin ediliyor) özellikle Batılı devletlerin "güç ve prestij" için kullandıkları birer semboldü. Bu sembolize durum aslında bir ihtiyaçtan doğmuştur. İlk topuklu ayakkabılara duyulan ihtiyaç askerlerin ve devlet kademesinde görev yapan erkeklerin at binerken "pabuçlarının" çok fazla çamur olmasında ve bu çamuru saraya getirmelerinden doğmuştur. -Hatta günümüzün popüler topuklu çizmelerinden olan "kovboy çizmeleri" de ismini buradan almaktadır.-İşlevsel formunun (çamurdan korumak)çok işe yaraması sonucunda Avrupalı kralların da...

Hiyeroglif Alfabesinin Ve Rosetta Stone

Resim
Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri Hiyeroglif Alfabesinin Çözülüşünü ve bu çözüşün mimarı olan Rosetta Stone anlatacağız dilerseniz başlayalım... Reşid Taşı olarak da bilinen bu taş pek çok alanda anahtar görevi görür ve kültür, sanat, medeniyet ve düşünce alanında dünyayı ileriye götürür. En büyük göstergelerinden biri de Mısır Medeniyetine ait hiyeroglif alfabesinin gizemini çözmesidir. Mısır hiyeroglifi, kesin olmamakla birlikte MÖ 4000’de oluşturulmaya başlanır ve 3000 yıl boyunca kullanılmaya devam eder. Alfabe ne kadar uzun bir süre kullanılsa da politik ve dini nedenlerden dolayı kaybolur. İlerleyen zamanlarda hiyeroglifin resim türü mü yoksa yazı biçimi mi olduğu sorusu ile karşılaşılır fakat bu sorunun cevabı bulunamaz.İnsanlar 19.yüzyıla kadar bu sorularına yanıt alamazken, arayışları hep sürer. Kayıtlı ilk çalışma MS 5.yüzyılda Horapollo’nun Hieroglyphica’sıdır. Fakat bu eserde yüzyıllardır gelen bir yanlış düş...

REBUL ECZANESİ

Resim
Herkese merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri eski tarihli bir eczaneye götüreceğiz. Bu sefer reçetede yazan “Kırmızı Defter” :) haydi başlayalım… Rebul Eczanesi, 1895 yılında Jean Cesar Reboul tarafından İstanbul Beyoğlu’nda Grande Pharmacie Parisienne-Büyük Paris Eczanesi adıyla kurulur. Osmanlı’nın son dönemine tanıklık eden ve günümüze kadar kurulduğu yerde yaşamını sürdüren tek eczanedir. Cumhuriyet tarihinin ilk eczacılarından Kemal Müderrisoğlu, 1920’de Darülfünin-i Osmani Eczacı ve Dişçi Mekteb-i Alisi’nin ikinci yılında staj yapmak için Rebul Eczanesi’ne başvurmasıyla başlayan ve uzun yıllar süren bu hem ortaklık hem de baba oğul ilişkisi; 1938 yılında Türk halkını lavanta kolonyası ile tanıştırır. Önceleri Bay Reboul’un bahçesinde yetiştirilen lavantaların uçan yağlarından elde edilen kolonya, daha sonra her yıl Fransa’nın güneyinde Grasse kentine yakın bölgelerden gün ağarana kadar toplanan, kokusuyla fabrikanın ağır havasını...

PARFÜM

Resim
Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri misler gibi kokan bir yazı bekliyor. Dilerseniz başlayalım… İnsanlar yıllar boyunca parfümü birçok farklı şekilde kullandılar. Parfüm, moda endüstrisinde temel bir ürün olmadan önce, asaleti ayırt etmek için kullanılıyordu. Pek çok kültürde, sadece üst sınıflar pahalı ve nadir oldukları için parfümlü ürünlere erişebiliyordu. Kayıtlara geçen ilk parfüm üreticisi ise, Tapputi adında bir kadın kimyagerdi. Mezopotamya'da MÖ 20. yüzyıldan kalma bir kil tablette bu durumu kanıtlayan hikayeler bulundu. Parfümün ortaya çıkmasından sonra, çağlar boyunca, farklı medeniyetler bu büyülü kokuları pek çok farklı şekilde kullandılar. Parfüm Yapımı ve İlk Kullanımlar İlk parfüm, ağaç kabuğu, odun, kökler, yapraklar, çiçekler ve tohumlar gibi doğal malzemeler kullanılarak yapıldı. Parfüm yapımının ilk kanıtı Mısır ve Mezopotamya'ya uzanmakta. Daha sonra ise Persler ve Ro...

TRVİA (AŞIKLAR) ÇEŞMESİ

Resim
Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. "Kırmızı Defterin" bu sayfasında sizleri evlerinizden alıyorum ve Roma'ya götürüyorum. Aşıklar Çeşmesini ziyaret etmeye hazırmısınız ? Yolunuz İtalya'ya düşerse tarihi buram buram kokan aşıkları, aşık olmak isteyenleri, kendine çeken filmlere, dizilere konu olan "Aşıklar Çeşmesi" uzun yıllardır dünyamızda varlığını korumaya çalışmaktadır. Trevi Çeşmesi olarak da anılan Aşıklar Çeşmesi; ortasında Neptunus (Poseidon),solunda Ceres (Demeter), sağında ise Salus (Hygieia) heykelleri bulunmaktadır.Poli Sarayı'nın duvarlarından bir tanesine inşa edilen bu heykeller temel olarak deniz tanrıları arasına kurulmuş deniz kabuğunda ki bir tanrı heykelinden oluşmaktadır. Bu muazzam eseri bizlere sunan ünlü isim ise Nicola Salvi'dir. 1732 yılında yapımına başlayan Salvi otuz yılı aşkın sürede bitirmeye çalışmıştır. Roma'da ki Barok tarzının en büyük çeşmesi ve en gösterişlisi olarak kabul edilmektedir. ...

AKHİLLEUS (AŞİL)

Resim
Herkese merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizlere klasik mitolojinin bilinen kahramanlarından ziyade araya kaynayan ama bir o kadar da önemli olan günümüzde adını sıkça andığımız fakat farkında olmadığımız bir tanrıdan bahsedeceğiz. Dilerseniz başlayalım… Akhilleus Truva Savaşında Yunan safhalarında yer alan en önemli tanrılardan biriydi. Bu zamana kadar karşımıza çıkamamasına şaşırdığımız Akhilleus bu savaşta kendini kanıtlamış ve az da olsa kitaplarımızda yerini almıştır. Konumuza geri dönersek; Myrmidon Kralı Peleus ve Deniz Perisi Thetis’in oğluydu. Şunu söylemek gerekir ki her tanrıçanın bir kehaneti vardır. Thetis’in kehaneti de “doğuracağı çocuk babasından daha güçlü olacağı ve onu tahtına oturacağı” konusundaydı. Bu kehanet gün yüzüne çıkana kadar Yunan mitolojisinin meşhur çapkınları Zeus ve Poseidon Thetis’in peşinden ayrılmamış gelin görün ki kehanet gün yüzüne çıkınca ikisi Thetis’den uzaklaşmıştır. (sebebi aşikâr 😊)  Akhill...

ULUSLARARASI MÜZELER KONSEYİ (ICOM)

Resim
Herkese merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri boş zamanlarımızda gitmekten hoşlandığımız müzelerin konseyine hatta bu konseyin de ilk gününe götüreceğiz… isterseniz başlayalım; ICOM 1946 yılında bir ihtiyaçtan ötürü doğmuştur. Siz sevgili okuyucularımız yazımızın genelinde bu ihtiyacın ne olduğunu anlayacağınız için buraya ikinci kez yazmıyoruz. Eğer ihtiyacın ne olduğunu bulursanız “iletişim” bölümünden bizimle iletişime geçebilirsiniz :) Paris de ilk toplantısı yapılan ICOM, kısa süre sonra da Meksika’da genel kurul toplantısı gerçekleştirir. 1948-1965 yilları arasında faaliyet alanını geliştirerek; organizasyon, sergi, fuar, sergilerin eğitici rolü, müzelerin nasıl olmasın gerektiği vb. bir çok konuda eğitimlere başlar. Her topluluğun içinde olabileceği gibi ICOM içinde de sorunlar meydana gelmiş hatta konsey aidatları ödenmediği gerekçesiyle kapatılması bile ileri sürülmüştür.1971 yılında düzenlenen konferansın ardından ICOM “eşit ha...

MAYA MİTOLOJİSİ

Resim
 MAYA MİTOLOJİSİ Herkese merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri maya uygarlığının ilginç mitolojisinden götüreceğiz. Dilerseniz başlayalım… Maya geleneklerinde diğer ulusların gelenekleriyle paralellik gösteren sembollerden bazıları şunlardır: Mısır : Mayaların temel sembollerinden biridir. Mayaların kutsal kitaplarından  Popol-Vuh ’ta ilk yapılan Ademler’le sonraki Ademler’in yoğurulduğu maddelerin aynı olmadıkları belirtilir. Önce toprağın kullanıldığı, verim alınamayınca, sonra tahıl (mısır) hamurunun kullanıldığı belirtilir. Geyik : Birçok gelenekte reenkarnasyonu simgeler. Skarabe : Esas olarak Mısır’da rastlanan bu sembole Çin geleneğinde “Altın Çiçeğin Gizi” adlı kitapta, Maya geleneğinde ise Chilam Balam adlı kitapta rastlanır. Köpek : Maya geleneğinde köpek, Güneş’i yolunda sevkeden ilahın sembolüdür. Kartal : Şamanizm’in ve Mayalar’ın temel sembollerinden biridir. Kökeni Orta-Asya olan çift başlı kartal sembolü Hititler...

MAYA UYGARLIĞI

Resim
 MAYA UYGARLIĞI Herkese merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri bir dönem ses getiren, fakat sonra unutulan ama unutulmaması gereken bir uygarlığa götüreceğiz sizleri. Dilerseniz başlayalım… MS 1. binyılda altın çağını yaşayan köklü Maya uygarlığının geride bıraktığı eserler, günümüz Orta Amerika’sının her tarafında görülebilir. “Maya” terimi; farklı bölgelerde yaşayan modern bir halkı ve bu halkın Orta Amerika’ya yayılmış antik bir uygarlığa hayat veren atalarını ifade eder. Maya uygarlığı MS birinci binyılda altın çağını yaşadı; bu antik uygarlıktan geriye kalan yapılara, günümüzde, Orta Amerika’nın farklı yerlerinde rastlanabilir. Maya uygarlığı hiçbir zaman tek bir devlet olarak var olmadı; aksine, krallar tarafından yönetilen şehirler ve bu şehirlerin etrafına kurulmuş devletlerden oluşuyordu. Bazen, güçlü bir Maya devleti daha zayıf bir devlet üzerinde hakimiyet kurup onları haraç ödeyip iş gücü sağlamaya zorluyordu. Kökenleri Gö...

ŞARAP VE YUNANLILAR

Resim
 ŞARAP VE YUNANLILAR Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri şaraplara ve eski Yunan topraklarına götüreceğiz. dilerseniz başlayalım... Yunanların pembe şarap ve beyaz şarabın yanı sıra kırmızı şarap yapmayı da bildikleri düşünülmektedir. Bugün de olduğu gibi şarap üreticiliğinde pek çok kriter ve özelliğin olduğu bilinmektedir. Normal sofra şarapları ile yüksek kalitedeki şaraplar birbirlerinden farkılı olarak hazırlanırdı. Genel bir kanıya göre, en iyi şaraplar Taşöz, Limni ve Sakız adalarında yapılırdı. Bunların yanında, daha sonraki dönemlerde Girit şarabı da öne çıktı. Şarap yapmak için ezilmiş üzümlerin posasının suyla karıştırılması ile elde edilen ikinci kalite şaraplar, içlerine mayalandırıcı atılarak köylü kesim tarafından kendileri tüketmek amacıyla yapılırdı. Yunanlılar bazen şaraplarını bal ile tatlandırırlardı. (bu işlem için şeker kullanılmazdı) Bunların içine kekik, karpuz ya da başka baharatlar eklenerek tıp al...
Resim
 ACI ÇİKOLATA Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Sizleri "Kırmızı Defterin" bu sayfasında yediden yetmişe hepimizin tadına, kokusuna, dokusuna aşina olduğumuz çikolatanın, yaramaz kardeşi "acı çikolata" ile tanıştıracağım. İsterseniz başlayalım.. Çikolata her ne kadar çocukların hayat kaynağı olsa da acı çikolata değil çocukların yetişkinlerin bile el sürmek istemeyeceği kıvamdaymış eskiden. Tahmini olarak 1937 yıllarında Amerikan Ordusu'nun savaşlarda en aktif olduğu yıllardır. Savaşta ki askerlere de sürekli enerji verecek, tok tutacak, besin değeri yüksek, taşınabilir yiyecekler bulmak oldukça zormuş. İşte bu noktada Yüzbaşı Paul Logan hem yukarıdaki maddeleri eksiksiz yerine getirecek hem de "keyif için değil ihtiyaç için" yenilecek bir çikolata üretilmesi fikri ile Amerika'nın ünlü çikolata üreticisi Hershey ile iletişime geçmiş, ve tam da istedikleri gibi çikolatalar üretmeye başlamışlar. Netice ürettikleri çikolata öz...
Resim
 NEDEN İNSANLAR YÜRÜMEYİ BIRAKTI? Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Sizleri “Kırmızı Defterin” bu sayfasında insanların bir anda neden yürümeyi bıraktıklarını ne oldu da "taşıt" kavramını bu kadar sahiplendiklerini, aslında tüm sorularımızın tek bir cevapta nasıl toplandığını anlatacağım. Haydi başlayalım..  Evet sevgili okuyucularımız, sol tarafta gördüğünüz "yuvarlak" cisim tüm insanlık tarihi değiştirmekle kalmıyor, insanları dünyaya geldiğinden bu zamana kullandıkları en büyük işlevlerinden biri olan "yürüme" kavramını da ortadan kaldırıyor. Az önce "yuvarlak" olarak betimlediğimiz ama yaygın kullanım adı ile "tekerlek" keşfedildiği ilk zamanlarda maalesef yuvarlak değil bilhassa "kare" idi. Fakat kare bir tekerleğin kullanımı oldukça zor olduğu için insanoğlu kare tekerleklerimizi yontarak günümüzde ki formuna getirmişlerdir. Hadi biraz daha derinlerine inelim şu tekerleğin : Günümüzde hayatımızı kol...
Resim
 PARNASSOS DAĞI (PARNASSUS) Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Sizleri “Kırmızı Defterin” bu sayfasında  daha önce yapmadığımız bir şey yaparak bu çok ünlü olan Parnassos Dağı eserini inceleyeceğiz. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; ben ve ekibim içinde sanat tarihi okuyan ya da muazzam ölçüde bu konuda bilgili bir kişi yok. Bu nedenle tamamen yaptığımız araştırmalar ve birazcık da kulak dolgunluğu ile bu yazı hazırlanmıştır... Bu Rönesans tablosunda Roma tanrılarının bir araya toplandığını görüyoruz. En önemli tanrıları olan Venüs ve Mars'ı hemen tespit edebiliriz. Sembolik bir yatağın önünde doğal bir kayalık kemer üzerinde gösterilmişler; arka plandaki bitkinin sağ tarafında (erkek olan) birçok meyve bulunurken ve döllenmeyi simgeleyen sol (dişi) kısımda ise yalnızca bir meyve bulunur. Venüs'ün duruşu antik heykelden gelmektedir. Onlara, maddi olanın aksine Anteros (cennetten gelen aşk) eşlik ediyor. İkincisi hala kemeri tutarken aynı zamanda, bir ...