Kayıtlar

Türkiye etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ANTİK MISIRIN ÖLÜM SONRASI HİZMETKARLARI

Resim
 Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defterin bu sayfasında "Ölümden sonra ki hizmetkarları" tabi ki Mısır uygarlığına göre  inceleyeceğiz. Dilerseniz başlayalım... Ey Ushabti, eğer çağrılırsan veya ölüler diyarında yapılması gereken herhangi bir işi yapmak için görevlendirilirsen ‘İşte buradayım’ diyeceksin. Antik Mısır hükümdarlarının ölümlerinden sonra hizmetkarlarının kurban edilerek onlarla birlikte gömülmesi, yaygın ama gerçeği tam olarak yansıtmayan bir bilgidir. Bu eksik ve hatalı bilginin popülerliğini Hollywood etkisi olarak açıklayabiliriz sanırım. Mısır bilimciler, Birinci Sülale döneminde hizmetkarların gömülmesi gibi bir uygulamaya dair spekülasyonlar bulunduğu ancak o zaman dahi bunun istisnai bir işlem olduğu konusunda hemfikirler. Ancak Mısır inanışlarında zengin ve önemli insanlara öte dünyada hizmet edilebilmesi için daha ilgi çekici başka bir yol var; hizmetkar heykelcik Ushabti. Eğer dünyanın çeşitli müzelerini gezme fırsatınız...

DUR YOLCU!

 Hepinize merhaba sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defterin bu sayfasında sizlere "destanların destanını, savaşların savaşını "anlatacağız  dilerseniz başlayalım. I. Dünya savaşı... Dünyanın savaşımıydı gerçekten ? Yoksa dünyadan bir haber olan insanların bir karış toprak için milyarlarca insanı öldürmesi miydi ? I. Dünya savaşı başladıktan kısa bir süre sonra Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmiş savaşın seyirini değiştirecek o cepheyi Çanakkale Cephesini açmıştı. Savaşın seyiri değişti mi ? Evet değişti bu akademik olarak da kanıtlandı, zaten bunların bildiğiniz ;senelerdir okullarda, kurslarda sizlere anlatıldığı için çok fazla değinmeyeceğiz. Peki biz neye değineceğiz ? Anafartalar komutan anlatacağız, Seyit Onabaşımızı anlatacağız, Halide Onbaşıyı,  Fevzi Paşayı anlatacağız, Lord Casey'i anlatacağız,  Fransız General Bridges'i anlatacağız... Bu isimler sizlere yabancı gelmemeli sevgili okurlarımız. Bu isimler tarihe adını altın harflerle kazıtmış yetmem...

ONLARDA VAR BİZ DE YOK MU ?

  Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defterin bu sayfasında sizlere "onlarda olup bizde olmayanları anlatacağız" . Dilerseniz başlayalım... Japonyanın başına gelen felaketlerin sayısı ile nüfus yoğunluğunu düşünüldüğünde ve buradan elde edilen veriler de ölüm oranları ile karşılaştırıldığında, oldukça düşük rakamlar ile karşı karşıya kalıyoruz.  Peki, Japonya dünyada afetlere karşı en iyi hazırlanan ülke konumuna nasıl geldi? DEPREME DAYANIKLI BİNALAR Japonya'daki depremlerin devamlılığı göz önüne alındığında, tüm evler olası sarsıntılara dayanacak şekilde inşa edilmiş olduğu ortaya çıkıyor. Bunun temel nedeni; Japonya'daki mevcut yasaların sadece  depreme dayanıklı olan binaların  yapımına izin vermesi ve bunu belli ölçümlerle denetlemesi. Bu yasalar, okullar ve ofis binaları da olmak üzere tüm yapıları kapsıyor. Bunu yaparkende estetikten vaz geçmiyorlar bilakis;  Tokyo'daki ünlü Skytree, depreme dayanıklı geleneksel antik ahş...

NELER YAPIYORLAR?

  Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defterin bu sayfasında sizlere "deprem sonrası eğitimden"  bahsedeceğiz. Dilerseniz başlayalım... Dünyamızın  tamamında fay hatları vardır ve dünya bu koca yükle 4.54 milyar yıldır yaşamaya alışmıştır ama bu fay hatlarıyla insanlık yaşamaya alışamamıştır. Bu alışkanlık ileri düzey ülkelerde biraz daha iyiyken bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde sıkıntılı sonuçlara neden olmaktadır.  Dünyamızda deprem bölgelerinde yaşayan ülkeler ( Pasifik  Deprem  Kuşağı) Şiliden kuzeye doğru Güney Amerika kıyıları, Orta Amerika, Meksika, ABD nin batı kıyıları ve Alaskanın güneyinden Aleutian Adaları, Japonya, Filipinler, Yeni Gine, Güney Pasifik Adaları ve Yeni Zelandayı içine alan  yerledir. Bu ülkelerde sık ve şiddetli depremler vardır. Bu bölgeler de depremle yaşamayı öğrenmişlerdir. Örneğin; insanların psikolojik ve akademik bilgileri yeterli düzeydedir. Belirli aralıklarla bu insanlara "deprem anı...

KIZ KULESİ

Resim
 Herkese merhaba sevgili kırmızı defter okuyucuları. Kırmızı defterin bu sayfasında sizlere dillere ve ruhlara destan olan Kız Kulesini anlatacağız. Dilerseniz başlayalım;  Kız kulesinin mö. IV. yy da Yunanlılar tarafından İstanbul boğazının en hırçın yerine Üsküdar sahiline yapılmıştır. Günümüzde Üsküdar da bulunan ve Roma İmparatorluğundan kalma maalesef ki tek eserimizdir. Dillere destan gönüllere ferman olan Kız kulesinin birden fazla rivayet ve hikayesi vardır. Kalemimiz yettikçe sizlere anlatacağız sevgili okurlarımız. Antik çağ tarihçilerimize göre Kız kulesi Atinalı bir denizci tarafından kurulan ;deniz ticareti için kullanılan gümrük noktalarından sadece biriydi. Bu rivayeti çok yavan bulduysanız buyrun bir de Roma dönemine bakalım... Yüzyıllar sonra yani Byzantion, Konstantinopolis olduktan sonra buraya ilk kule dikilir. Romalı tarihçilere göre bu ilk kuleyi yaptıran kişi, Roma tarihinde önemli bir hanedanlık olan Komnenos hanedanından, İmparator Manuel Komnenos’tur....

KAYSERİNİN FOSİLİ

Resim
Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Sizleri “Kırmızı Defterin” bu sayfasında çok uzaklara gitmeyeceğiz... Bulunduğunuz şehirden birazcık uzağa Kayseri'ye gideceğiz. Gönül ister ki tüm okuyucularımıza Kayseri'nin mantısından bahsedelim sonra da kalkıp mantı yemeğe gidelim fakat.... Neyse konuyu fazla uzatmadan karnınızı da acıktırmadan başlıyoruz efendim.... Türkiye'mizin her köşesi cennettir elbette ama; her köşesi bir tarihçi, bir arkeolog için ayrı bir cennettir. Bunun en büyük örneğini de yakın zamanda Kayseri'de görüyoruz. Kayseri Yamula Barajı Gölünün kıyısında bulunan "Taşhan" bölgesinde dört yıl önce bir kazı çalışması başlatılmıştı. 2020 yılı sonlarında ise tüm dünyayı şaşkınlığa boğan bir sonuç elde edildi. Çalışmalarda, fillerin atası olarak kabul edilen ve bilinen “Choerolophodon Pentelic” türüne ait milyonlarca yıl öncesinden kalan bir fil kafatası fosili bulundu. Bulunan bu fosil yurt dışından bir çok bilim insanının Türkiye...

SİLAH BAŞINA ! / TO ARMS!!

Resim
Herkese merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri Edmund Blair Leighton’nın romantiklik akımına damga vuran eserine bakış atacağız isterseniz başlayalım… Edmund Blair Leighton (1853–1922), en çok romantikleştirilmiş ortaçağ tasvirleriyle tanınan, 19. yy İngiltere'sinde yaşamış bir Pre-Raphaelite (rafael öncesi sanat görüşünü benimseyen akım) sanatçısıydı. 40 yılı aşkın bir süre boyunca eserlerini sergilediği Kraliyet Akademisi'nde resmi bir eğitim de aldı. Çalışmaları genellikle duygusal Viktorya dönemi temalarında romantik arayışları tasvir etmiştir. Bu seçim, ortaçağ temasında kamu ilgisinin yeniden canlanmasını yansıtıyordu. Leighton'ın figürleri genellikle ayrıntılı bir ortaçağ kıyafeti giymiş olarak tasvir edildi ve romantik ya da şövalye arayışlarıyla ilişkilendirildi. Sonuç olarak, eserlerinde düğünlere sıklıkla yer verdi. Bu resmin tam adı Silah Başına! 'Verandadan çıkan tatlı gelin ilahisi, 'Silah Başına...

19 Mayıs

Resim
Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ilk defa 1926 yılında Gazi Günü adı altında Samsun'da kutlanmış, 24 Mayıs 1935'te Atatürk Günü adı altında resmiyet kazanmıştır. Beşiktaş'ın girişimleriyle Fenerbahçe Stadı'nda kutlanan bu ilk 19 Mayıs, Galatasaray ve Fenerbahçeli yüzlerce sporcunun da katılımıyla bir spor günü hâline gelmiştir. Bu organizasyondan bir süre sonra gerçekleşen Spor Kongresi'nde söz alan Beşiktaş Kurucu Üyesi Ahmet Fetgeri Aşeni, kutlanan Atatürk Günü'nün tüm gençliğe mal edilebilmesi için "19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı" adı altında her yıl yapılmasını teklif etmiştir. Kongrede oylanan bu öneri kabul edilmiş ve Atatürk'ün de onayıyla yasalaşmıştır. 19 Mayıs, 20 Haziran 1938 tarihli kanunla "Gençlik ve Spor Bayramı" adını almıştır. 12 Eylül Darbesi ile yönetime gelen Kenan Evren başkanlığındaki Millî Güvenlik Konseyi, Atatürk'ün doğumunun yüzüncü yılı olan 1981 yılını kanun çıkararak Atatürk Yılı kabul ve ilan...

İŞÇİSİN SEN İŞÇİ KAL

Resim
 Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Sizlerle “Kırmızı Defterin” bu sayfasında "1 MAYIS" hakkında konuşacağız, başlığı Cem Karaca'dan içeriği dünyanın birçok kentinden alıyoruz sevgili okuyucularımız... İsterseniz başlayalım.. Özellikle 1880 yılları ve civarlarında dünyada ki bir çok fabrikalarda, şirketlerde çok hızlı bir büyüme, bu büyüme sonucunda da çalışacak işçi bulmada sıkıntısı görülüyordu. Başta "küçük çocukları" çalıştırmakla başlayıp daha sonra da yetişkin insanları günde 14-15saat çalıştırmaları, "karın tokluğuna" insanları çalıştırıp en azından düzgün bir maaş vermemeleri maalesef ki dünya tarihine geçen olaylardandır. Bu şartlar işçilerin, sağlık, iş güvenliği vb. temel haklarının kendileri tarafından savunulması gerektiği fikrini doğurmuştu. 1881 yılına gelindiğinde işçilerin temsili için kurulan Örgütlü Meslek ve Emek Birlikleri Federasyonu "8 saatlik iş günü" mücadelesini ülke geneline yaymak ve işçi...

23 NİSAN

Resim
 23 NİSAN HİKAYESİ Herkese merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defter’in bu sayfasında Atatürk'ün tüm dünya çocuklarına armağan ettiği bir gün olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, her yıl aynı coşkuyla kutlanıyor. Peki hem Türkiye Cumhuriyeti'nin hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin resmi bayramlarından biri olan bu özel gün nasıl ortaya çıktı? İşte Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın ortaya çıkış hikâyesi… Bu anlamlı gün, TBMM'nin açılışının birinci yıl dönümünde kutlanmaya başlanan "23 Nisan Milli Bayramı" ve 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasıyla önce 1 Kasım olarak kabul gören, daha sonra 1935'te "23 Nisan Milli Bayramı'yla birleştirilen "Hakimiyet-i Milliye Bayramı" ile Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin 1927'de ilan ettiği "23 Nisan Çocuk Bayramı'nın kendiliğinden birleşmesiyle oluştu. 80 darbesi döneminde ise Milli Güvenlik Konseyi bu bayrama, bugün kabul gören "23 Ni...

Ünlü Alman ressam Hans Holbein ve ‘’Elçiler’’

Resim
 Ünlü Alman ressam Hans Holbein ve ‘’Elçiler’’ Herkese merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizlere ünlü Alman ressam Hans Holbein’in çok ses getiren eseri Elçiler’e göz atacağız isterseniz başlayalım… 16. yüzyılın önemli Alman portre sanatçılarından olan Hans Holbein, ayrıntılar üzerindeki gerçekçi çizimleriyle ön plana çıkar. Babasıyla aynı ismi taşımasından dolayı kendisi genç Holbein olarak bilinir. Babası daha çok dini konular hakkında resimler yaparken, genç Holbein burjuvayı resmeder. Holbein’in en bilinen eseri 1533 tarihli ‘’Elçiler’’ isimli tablodur. Kolları masanın üzerinde resmedilen iki kişiden soldaki; Fransa’nın İngiltere elçisi ve resmin siparişini veren Jean de Dinteville, sağdaki ise Lavaur Kardinali Georges de Selve. Georges de Selve’nin de Venedik ve İngiltere’de elçilik yaptığı göz önünde bulundurulursa tablonun isminin ‘Elçiler’ olması çok doğaldır Detaylara indiğimizde Jean de Dinteville’in elinde tuttuğu varaklı hanç...

NERDEN GELİYOR BU KAN?

Resim
 NERDEN GELİYOR BU KAN? Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri geçmişte yaşamış fakat günümüzde değişik bir olayla gündem olan bir hanımefendiden bahsedeceğiz dilerseniz başlayalım.. Lady Day olarak da bilinen Xin Zhui, antik Çin’deki Batı Han hanedanlığı döneminde Dai’nin Markiziydi. Mezarı, ölümünden 2000 yıl sonra yanında birçok değerli eser belge ile birlikte Çin’de Mawangdui adında bir tepenin içinde bulundu. Buraya kadar her şey normal. Ancak herkesi şaşırtan şey, vücudunun ölümünden binlerce yıl sonra bile ne kadar iyi korunmuş olduğuydu. Lady Day tüm organları sağlam ve kan damarları bozulmamış olarak bulundu, hatta damarlarında az miktarda A Tipi kan da vardı ve saçları ve kirpikleri hala duruyordu. Bilim adamları midesinde kavun tohumlarını buldular ve bu sebeple kavun mevsiminde yaz aylarında öldüğüne inanılıyor. Diğer taraftan bu, kavun yedikten sonra birkaç saat içinde öldüğü anlamına da geliyor. Herkeste merak ...

MAYA UYGARLIĞI

Resim
 MAYA UYGARLIĞI Herkese merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri bir dönem ses getiren, fakat sonra unutulan ama unutulmaması gereken bir uygarlığa götüreceğiz sizleri. Dilerseniz başlayalım… MS 1. binyılda altın çağını yaşayan köklü Maya uygarlığının geride bıraktığı eserler, günümüz Orta Amerika’sının her tarafında görülebilir. “Maya” terimi; farklı bölgelerde yaşayan modern bir halkı ve bu halkın Orta Amerika’ya yayılmış antik bir uygarlığa hayat veren atalarını ifade eder. Maya uygarlığı MS birinci binyılda altın çağını yaşadı; bu antik uygarlıktan geriye kalan yapılara, günümüzde, Orta Amerika’nın farklı yerlerinde rastlanabilir. Maya uygarlığı hiçbir zaman tek bir devlet olarak var olmadı; aksine, krallar tarafından yönetilen şehirler ve bu şehirlerin etrafına kurulmuş devletlerden oluşuyordu. Bazen, güçlü bir Maya devleti daha zayıf bir devlet üzerinde hakimiyet kurup onları haraç ödeyip iş gücü sağlamaya zorluyordu. Kökenleri Gö...

ÇATAL MI GÜNAH MI ?

Resim
 ÇATAL MI GÜNAH MI ? Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri oldukça değişik bir o kadar da ilginç bir konudan “çatal kullanmanın günah olduğu” zamanlara götüreceğiz. Dilerseniz başlayalım. Yemek yemek insanlık tarihinin ilk anından son anına kadar var olan, fizyolojik olarak da zorunda olduğumuz bir ihtiyaçtır. Yiyecekler zaman içerisinde elbette şekillenmiş enfes tariflere dönüşmüştür. Zaman ve bölgeler fark etmeksizin insanlar yemek yemek için alet ve edevat kullanma ihtiyacı da duymuşlar ki kaşık, çatal, tabak vb. birçok ürün geliştirmişlerdir. Fakat çatal icadı sonrası tartışmalara neden olmuştur. Neden mi? Çatal ilk kez 11. yüzyılda, İtalya'da meyve yemek için kullanılmış, 1450'li yıllardan itibaren de, et yemeklerinde kullanılmaya başlanmıştı. Avrupa'da çatalın kullanılıp yaygınlaşması 16. yüzyıldan sonra olmuştur. Bunun nedeni ise 11. Yy Avrupası’nın özellikle de İtalya da bulunan kiliseleridir. Kiliseler , çata...

BİR GARİP DOMATES DAVASI

Resim
 BİR GARİP DOMATES DAVASI Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri geçmişte yaşanan tuhaf bir davanın hikayesine götüreceğiz dilerseniz başlayalım. Günümüzde yaz kış tükettiğimiz sofralarımızın ayrılmaz parçası domates; bir zamanlar Avrupa da “zehirli ve kötü” bir yiyecek olarak kabul ediliyormuş. Bunun nedeni ise doktorlar, domatesin sadece apandisite değil, aynı zamanda mide zarına yapışan domates kabuklarından kaynaklanan mide kanserine de neden olduğundan korktukları için domates yemeye karşı insanları uyarırlarmış..  Bu nedenle de çok fazla hasadı yapılmaz tüketilmezmiş. Fakat Robert Gibbon Johnson isimli bir kişi yurt dışından domates fideleri getirerek kendi topraklarında yetiştirmeye ve satmaya başlamış. Fakat insanlar domatesi sadece süs için alıyor domatesler büyüyünce çöpe atıyorlarmış. Robert Johnson hem domates yemekten hem de domates hasadı ile uğraşmaktan vazgeçmemiş olacak ki bu konuyu yüce mahkemeye taşıma...

BACAK CENAZESİ

Resim
 BACAK CENAZESİ Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri normalde karşılaşmamızın imkansız olduğu ama tarihimizde olan bir olaya götüreceğiz. Dilerseniz başlayalım... Hikayemiz 1794 yılında Meksikalı general Santa Anna'nin doğumu ile başlıyor. 18 yüzyılın karmaşasını doğduğu topraklardan oldukça fazla hisseden general eğitim hayatı sonunda asker olmayı seçiyor ve bu konuda da oldukça başarılı oluyor. Tam adı Antonıo Lopez De Santa Anna olan ünlü general ve hatta diktatör, tarih sahnesinde uzun süre kalmış adını da sıkça geçirmiştir. Hatayı boyunda sürgünlere gönderilmiş, savaşlar görmüş, yöneticilik yapmış, başarılar kadar da başarısızlıklara da hakim olmuştur. Fakat öyle bir olaya imza atmış ki hem kendi döneminde hem de yıllar sonra bile adından söz edilmesine neden olmuştur. Antonıo Lopez De Santa Anna 1838 yılında gözden düşmüş adından hiç bahsedilmeyecek hale gelmiştir. Aynı yıl Fransızlar Veracrus'u işgal etmiş halkın...

FARKLI BİR ÇANAKKALE

Resim
 FARKLI BİR ÇANAKKALE Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Sizleri “Kırmızı Defterin” bu sayfasında Çanakkale Zaferi'nin perde arkasında gelişen durumdan bahsedeceğim. İsterseniz başlayalım; Bilindiği üzere Çanakkale Zaferinde düşman askerleri ile uzun saatler savaşılmış normal bir cephe savaşının tam otuz katı mermi kullanılmıştır. Ortalama bir metrekareye 6000 mermi düşmüştür. Çanakkale Zaferinin sembolleşen durumlarından bir diğeri ise Seyit Onbaşıdır. Hakkında bir çok efsane türetilen ünlü Türk askerinin efsanelerini sizlere anlatmayacağım ama bu konu da başka bir çalışmada görüşeceğiz... Türk askeri bilindiği üzere yokluklar içinde seferberlikler sayesinde bu savaşa girmiştir. Durumları o kadar kötüdür ki soba boruları ve top bataryalarının basit düzenekler ile birleştirilmesi sonucunda ortaya çıkan silah benzeri ürünleri kullanarak savaşan Türk askeri bu zorluklara rağmen başarı göstermiştir. Bir savaş düşünün ki kadınlar keskin nişancı. Evet evet yanlış ...

AYÇİÇEKLERİ

Resim
AYÇİÇEKLERİ ("The Sunflowers") Herkese merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri misler gibi kokan bir çiçek tarlasına ya da tablosuna götüreceğiz isterseniz başlayalım… Ernest Biéler, çok yetenekli bir İsviçreli ressam, tasarımcı ve matbaacıydı. 1910'da Neuchâtel'de Léopold Robert Galerileri'nde sergilenen 155 parça ile çalışmalarına ayrılmış önemli bir sergi açıldı. Aynı yıl, sanatçı bu yazlık suluboyayı resmetti ve bu, açık hava resmine olan ilgisinin bir göstergesiydi. Ayçiçekleri, konunun grafik, dekoratif yönüne özel bir özenle ayrılmış mevsimlik çiçekleri tasvir ediyor. Tüm formları keskin ve düzgün bir çizgiyle ana hatlarıyla çizerken, guajda veya ara sıra suluboyada neredeyse tek tip renk alanlarındaki bu şekilde çalışma, Biéler'in 1905'ten sonraki stilinin tipik bir örneğidir. Sanatçının açıkladığı gibi, “Bir taslak, düz tonlar, az modelleme, net kontrastlar, kısacası yağlı boyanın getirdiği yaklaşımı...
Resim
 MARTENİÇKA  Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. "Kırmızı Defterin" bu sayfasında sizleri bir Bulgar geleneği olan "Materniçka" hakkında ki rivayetleri paylaşacağız  dilerseniz başlayalım. Marteniçka aslında "kırmızı ve beyaz" bir ipliğin birbirine dolanması sonucunda oluşan bir bileklik olarak gözükse de altında birden fazla rivayet, dilek, inanç sistemini barındırıyor. Bu rivayetler şu şekildedir: Halk arasında bilinen doğa takvimine göre leylekler şubat ayının sonunda göç için yola çıkıyor ve leyleklerin göç için yola çıkması baharın gelişinin bir göstergesi kabul ediliyor. Mart ayında beyaz ve kırmızı iplerle hazırlanmış bu süsler ve bileklikler sağlık, iyilik ve bereket dilekleriyle bileklere bağlanıyor ve ay boyunca bileklerden çıkarılmıyor. Mart ayı içinde yılın ilk leyleği görüldüğü zaman bileklerden çıkarılarak meyve veren bir ağaca bağlanıyor. Aynı zamanda mart ayında leylek görülürse marteniçka takılırken dilenen dileklerin g...