Kayıtlar

göçmen etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ANTİK MISIRIN ÖLÜM SONRASI HİZMETKARLARI

Resim
 Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defterin bu sayfasında "Ölümden sonra ki hizmetkarları" tabi ki Mısır uygarlığına göre  inceleyeceğiz. Dilerseniz başlayalım... Ey Ushabti, eğer çağrılırsan veya ölüler diyarında yapılması gereken herhangi bir işi yapmak için görevlendirilirsen ‘İşte buradayım’ diyeceksin. Antik Mısır hükümdarlarının ölümlerinden sonra hizmetkarlarının kurban edilerek onlarla birlikte gömülmesi, yaygın ama gerçeği tam olarak yansıtmayan bir bilgidir. Bu eksik ve hatalı bilginin popülerliğini Hollywood etkisi olarak açıklayabiliriz sanırım. Mısır bilimciler, Birinci Sülale döneminde hizmetkarların gömülmesi gibi bir uygulamaya dair spekülasyonlar bulunduğu ancak o zaman dahi bunun istisnai bir işlem olduğu konusunda hemfikirler. Ancak Mısır inanışlarında zengin ve önemli insanlara öte dünyada hizmet edilebilmesi için daha ilgi çekici başka bir yol var; hizmetkar heykelcik Ushabti. Eğer dünyanın çeşitli müzelerini gezme fırsatınız...

BİR VESTA BAKİRESİ OLMAK

Resim
Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri eski dünyanın en meşhur ve en önemli tapınağı olan Vesta tapınağının bakire kadınlarını ve bu yola nasıl çıktıklarını anlatacağız. İsterseniz başlayalım: Eski dünya da bir çok (eski dünya: özellikle Yunan ve Roma mitolojisinde geçen yerin adıdır.) tapınak mevcuttu. Bu tapınakların da oluşumu ya bir efsaneyle ya da bir hikayeyle başlamıştı. Bu gün sizlere bir tapınağın özelliklerini anlatmaktansa bu tapınağı önemli kılan kişileri anlatacağız. Yunan mitolojisinde adı gecen Vesta tapınağı tarihin tozlu sayfalarına içerisine bulunan bakireler meclisi ile geçmiştir. Çünkü Vesta rahibesi olmak için eğitilen bir kadın bakirelik yemini ettikten sonra; 30 yıl tapınakta çalışacağına söz vermesi gerekmektedir. Bu söz verildikten sonra kişiler “kabul töreni” için rahibeler eşliğinde Vesta Tapınağına getirilirdi. Ve hazırlıklar başlasın… Tapınağa getirilen kişiler önce yıkanır ardından beyaz bir elbise g...

NERDEN GELİYOR BU KAN?

Resim
 NERDEN GELİYOR BU KAN? Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri geçmişte yaşamış fakat günümüzde değişik bir olayla gündem olan bir hanımefendiden bahsedeceğiz dilerseniz başlayalım.. Lady Day olarak da bilinen Xin Zhui, antik Çin’deki Batı Han hanedanlığı döneminde Dai’nin Markiziydi. Mezarı, ölümünden 2000 yıl sonra yanında birçok değerli eser belge ile birlikte Çin’de Mawangdui adında bir tepenin içinde bulundu. Buraya kadar her şey normal. Ancak herkesi şaşırtan şey, vücudunun ölümünden binlerce yıl sonra bile ne kadar iyi korunmuş olduğuydu. Lady Day tüm organları sağlam ve kan damarları bozulmamış olarak bulundu, hatta damarlarında az miktarda A Tipi kan da vardı ve saçları ve kirpikleri hala duruyordu. Bilim adamları midesinde kavun tohumlarını buldular ve bu sebeple kavun mevsiminde yaz aylarında öldüğüne inanılıyor. Diğer taraftan bu, kavun yedikten sonra birkaç saat içinde öldüğü anlamına da geliyor. Herkeste merak ...

MAYA UYGARLIĞI

Resim
 MAYA UYGARLIĞI Herkese merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri bir dönem ses getiren, fakat sonra unutulan ama unutulmaması gereken bir uygarlığa götüreceğiz sizleri. Dilerseniz başlayalım… MS 1. binyılda altın çağını yaşayan köklü Maya uygarlığının geride bıraktığı eserler, günümüz Orta Amerika’sının her tarafında görülebilir. “Maya” terimi; farklı bölgelerde yaşayan modern bir halkı ve bu halkın Orta Amerika’ya yayılmış antik bir uygarlığa hayat veren atalarını ifade eder. Maya uygarlığı MS birinci binyılda altın çağını yaşadı; bu antik uygarlıktan geriye kalan yapılara, günümüzde, Orta Amerika’nın farklı yerlerinde rastlanabilir. Maya uygarlığı hiçbir zaman tek bir devlet olarak var olmadı; aksine, krallar tarafından yönetilen şehirler ve bu şehirlerin etrafına kurulmuş devletlerden oluşuyordu. Bazen, güçlü bir Maya devleti daha zayıf bir devlet üzerinde hakimiyet kurup onları haraç ödeyip iş gücü sağlamaya zorluyordu. Kökenleri Gö...

ÇATAL MI GÜNAH MI ?

Resim
 ÇATAL MI GÜNAH MI ? Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri oldukça değişik bir o kadar da ilginç bir konudan “çatal kullanmanın günah olduğu” zamanlara götüreceğiz. Dilerseniz başlayalım. Yemek yemek insanlık tarihinin ilk anından son anına kadar var olan, fizyolojik olarak da zorunda olduğumuz bir ihtiyaçtır. Yiyecekler zaman içerisinde elbette şekillenmiş enfes tariflere dönüşmüştür. Zaman ve bölgeler fark etmeksizin insanlar yemek yemek için alet ve edevat kullanma ihtiyacı da duymuşlar ki kaşık, çatal, tabak vb. birçok ürün geliştirmişlerdir. Fakat çatal icadı sonrası tartışmalara neden olmuştur. Neden mi? Çatal ilk kez 11. yüzyılda, İtalya'da meyve yemek için kullanılmış, 1450'li yıllardan itibaren de, et yemeklerinde kullanılmaya başlanmıştı. Avrupa'da çatalın kullanılıp yaygınlaşması 16. yüzyıldan sonra olmuştur. Bunun nedeni ise 11. Yy Avrupası’nın özellikle de İtalya da bulunan kiliseleridir. Kiliseler , çata...

BİR GARİP DOMATES DAVASI

Resim
 BİR GARİP DOMATES DAVASI Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri geçmişte yaşanan tuhaf bir davanın hikayesine götüreceğiz dilerseniz başlayalım. Günümüzde yaz kış tükettiğimiz sofralarımızın ayrılmaz parçası domates; bir zamanlar Avrupa da “zehirli ve kötü” bir yiyecek olarak kabul ediliyormuş. Bunun nedeni ise doktorlar, domatesin sadece apandisite değil, aynı zamanda mide zarına yapışan domates kabuklarından kaynaklanan mide kanserine de neden olduğundan korktukları için domates yemeye karşı insanları uyarırlarmış..  Bu nedenle de çok fazla hasadı yapılmaz tüketilmezmiş. Fakat Robert Gibbon Johnson isimli bir kişi yurt dışından domates fideleri getirerek kendi topraklarında yetiştirmeye ve satmaya başlamış. Fakat insanlar domatesi sadece süs için alıyor domatesler büyüyünce çöpe atıyorlarmış. Robert Johnson hem domates yemekten hem de domates hasadı ile uğraşmaktan vazgeçmemiş olacak ki bu konuyu yüce mahkemeye taşıma...

ŞARAP VE YUNANLILAR

Resim
 ŞARAP VE YUNANLILAR Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları Kırmızı Defter’in bu sayfasında sizleri şaraplara ve eski Yunan topraklarına götüreceğiz. dilerseniz başlayalım... Yunanların pembe şarap ve beyaz şarabın yanı sıra kırmızı şarap yapmayı da bildikleri düşünülmektedir. Bugün de olduğu gibi şarap üreticiliğinde pek çok kriter ve özelliğin olduğu bilinmektedir. Normal sofra şarapları ile yüksek kalitedeki şaraplar birbirlerinden farkılı olarak hazırlanırdı. Genel bir kanıya göre, en iyi şaraplar Taşöz, Limni ve Sakız adalarında yapılırdı. Bunların yanında, daha sonraki dönemlerde Girit şarabı da öne çıktı. Şarap yapmak için ezilmiş üzümlerin posasının suyla karıştırılması ile elde edilen ikinci kalite şaraplar, içlerine mayalandırıcı atılarak köylü kesim tarafından kendileri tüketmek amacıyla yapılırdı. Yunanlılar bazen şaraplarını bal ile tatlandırırlardı. (bu işlem için şeker kullanılmazdı) Bunların içine kekik, karpuz ya da başka baharatlar eklenerek tıp al...

FARKLI BİR ÇANAKKALE

Resim
 FARKLI BİR ÇANAKKALE Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. Sizleri “Kırmızı Defterin” bu sayfasında Çanakkale Zaferi'nin perde arkasında gelişen durumdan bahsedeceğim. İsterseniz başlayalım; Bilindiği üzere Çanakkale Zaferinde düşman askerleri ile uzun saatler savaşılmış normal bir cephe savaşının tam otuz katı mermi kullanılmıştır. Ortalama bir metrekareye 6000 mermi düşmüştür. Çanakkale Zaferinin sembolleşen durumlarından bir diğeri ise Seyit Onbaşıdır. Hakkında bir çok efsane türetilen ünlü Türk askerinin efsanelerini sizlere anlatmayacağım ama bu konu da başka bir çalışmada görüşeceğiz... Türk askeri bilindiği üzere yokluklar içinde seferberlikler sayesinde bu savaşa girmiştir. Durumları o kadar kötüdür ki soba boruları ve top bataryalarının basit düzenekler ile birleştirilmesi sonucunda ortaya çıkan silah benzeri ürünleri kullanarak savaşan Türk askeri bu zorluklara rağmen başarı göstermiştir. Bir savaş düşünün ki kadınlar keskin nişancı. Evet evet yanlış ...
Resim
 MARTENİÇKA  Hepinize merhabalar sevgili Kırmızı Defter okuyucuları. "Kırmızı Defterin" bu sayfasında sizleri bir Bulgar geleneği olan "Materniçka" hakkında ki rivayetleri paylaşacağız  dilerseniz başlayalım. Marteniçka aslında "kırmızı ve beyaz" bir ipliğin birbirine dolanması sonucunda oluşan bir bileklik olarak gözükse de altında birden fazla rivayet, dilek, inanç sistemini barındırıyor. Bu rivayetler şu şekildedir: Halk arasında bilinen doğa takvimine göre leylekler şubat ayının sonunda göç için yola çıkıyor ve leyleklerin göç için yola çıkması baharın gelişinin bir göstergesi kabul ediliyor. Mart ayında beyaz ve kırmızı iplerle hazırlanmış bu süsler ve bileklikler sağlık, iyilik ve bereket dilekleriyle bileklere bağlanıyor ve ay boyunca bileklerden çıkarılmıyor. Mart ayı içinde yılın ilk leyleği görüldüğü zaman bileklerden çıkarılarak meyve veren bir ağaca bağlanıyor. Aynı zamanda mart ayında leylek görülürse marteniçka takılırken dilenen dileklerin g...